SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

115 VE 116 NOLU HADİS İÇİN

 

"Ebu Bekr dedi ki ... Bize Şube tahdis etti." Bu ifadeler Müslim (r.a.)'ın ihtiyatlı oluşundan dolayı böyledir. Çünkü Gunder, Muhammed b. Cafer'in kendisidir ama Ebu Bekr onu lakabıyla zikretmiş, diğer iki ravi ise ondan adıyla ve nesebiyle söz etmiştir. Ebu Bekr: Ondan, o Şube'den derken diğer ikisi ondan (Muhammed b. Cafer'den) bize Şube tahdis etti, diye rivayet etmişlerdir.

 

Böylelikle onunla diğer ikisi arasındaki farklılık iki bakımdan ortaya çıkmış olmaktadır. İşte bu sebeple Müslim (rahimehullah) buna dikkat çekmiş olmaktadır. Mukaddimede meşhur olan kanaate göre dal harfi fethalı olarak "Gunder" denileceği, Cevheri'nin ise bunun "(Jundur" okuyuşunu da naklettiği geçmiş bulunmaktadır. Ona bu lakabın veriliş sebebi de daha önce açıklanmış idi.

 

"İbn Abbas'ın huzurunda (onunla) insanlar arasında tercümanlık yapıyordum." Asıl nüshalarda bu şekildedir. Takdiri ise: İbn Abbas'ın huzurunda onunla insanlar arasında şeklindedir. Burada "onunla" lafzı sözün ona delaleti dolayısıyla hazfedilmiştir. Maksadın: İbn Abbas ile insanlar arasında, şeklinde olması da mümkündür. Nitekim Buhari ve başkalarında "huzurunda" lafzı hazfedilmiştir. Böylelikle (huzurunda anlamını verdiğimiz): "Beyne yedey: lafzan, ellerinin arasında)" tabiri kişinin tamamını ifade eden bir tabir olur. Yüce Allah'ın: "Kişinin ellerinin önünden getirdiklerine bakacağı gün" (Nebe, 40) Yani önceden gönderdiklerinin hepsine bakacağı gün demektir. Allah en iyi bilendir.

 

"Tercüme"nin anlamı ise bir dildeki bir ifadeyi başka bir dilde anlatmaktır. Denildiğine göre bu kişi Farsça konuşuyordu, o da İbn Abbas'a Farsça konuşanların konuşmalarını tercüme ediyordu. Şeyh Ebu Amr es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Benim kanaatime göre İbn Abbas'ın söylediklerini insanlar arasında anlayamayanlara tebliğ edip, aktarıyordu. Bunun sebebi ise ya onun sözünü dinlemeye engelolan kalabalıktı, böylelikle (yüksek sesle) onlara işittirdi, özlü konuştuğu için tam anlaşılması imkanı olmadığından o onların anlamalarını sağladı ya da benzeri bir sebeple böyle olmuştu. Onun "insanlar" lafzını mutlak olarak kullanması bu izlenimi vermektedir. (Devamla) dedi ki: Esasen tercüme de bir dildeki bir ifadenin başka bir dil ile açıklanmasına ait özel bir tabir değildir. Çünkü ilim adamları şu bap tabiri hakkında da "tercüme" adını vermişlerdir. Çünkü bap başlığı ondan sonra zikredeceği şeylerin ne olduğunu ifade eder. İbnu's-Salah'ın ifadeleri burada sona ermektedir.

 

Görünen o ki, bu insanlara onun neler söylediklerini, İbn Abbas'a da onların neler söylediklerini anlatıyordu. Allah en iyi bilendir.

"Ona testilerde yapılan nebiz (şıra) hakkında soru soran bir kadın geldi."

Testi bilinen bir tür seramikten yapılan kaptır.

Bunda bir kadının yabancı erkeklere -ihtiyaç sebebiyle- fetva sormasının, erkeklerin seslerini duyup dinlemesinin, erkeklerin de onun sesini duyup dinlemesinin caiz olduğuna delil vardır.

İbn Abbas'ın "Abdulkayslılar heyeti. .. " sözlerinde (1/186) de İbn Abbas (r.a.)'ın kabul ettiği görüşü bu gibi kaplarda nebiz (şıra) yapmanın yasaklığının nesh edilmemiş olduğuna, aksine hükmünün devam ettiği kanaatinde olduğuna delil vardır. Bu husustaki görüş ayrılığını az önce açıkladık.

 

(116) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Gelenlere merhaba" buyruğundaki "merhaba" lafzı mastar (meful-u mutlak) olarak mansubtur. Araplar bu lafzı çokça kullanmışlar, bununla iyilikte bulunmayı ve güzel bir şekilde karşılamayı kastederler. Genişlik, rahatlık ve bollukla karşılaşasın, demektir.

"Utanmayasınız, pişman olmayasınız." Asıl yazmalarda bu şekilde,''(....): Pişman olanlar" anlamındaki lafız elif, lam ile, "(.....): Mahcup olanlar, utananlar" anlamındaki lafız da elif lam'sız olarak gelmiştir. Başka bir yerde her iki kelime de elif lam'lı geldiği gibi her ikisinin de gelmediği rivayetler de vardır.

 

Bu rivayetlerde "~): olmayasınız" anlamındaki lafızda re harfi hal olarak nasbedilmiştir. et-Tahrir sahibi bunun "kavm: gelenler" lafzının sıfatı olarak kesreli geldiğinin rivayet edildiğine de işaret etmiş ise de bilinen birinci şekildir. Ayrıca buna Buhari'nin rivayetinde: "(......): Utanmayarak ve pişman olmayarak gelenlere merhaba" rivayeti delildir. Allah en iyi bilendir.

"(......): Utananlar" kelimesi "(......): Utanan" kelimesinin çoğuludur.

Alçalmış ve alçaltılmış anlamında olduğu da söylenmiştir.

"(.....): Pişman olanlar" kelimesinin ise (0L.~)'in çoğulu olduğu da söylenmiştir. Bunun pişman olan anlamındaki (....)'in bir diğer söyleyişi olduğu da söylenmiştir, bunu Camiu'l-luga'nın sahibi el-Kazzaz ile el-Cevheri de Sihah'ında nakletmişlerdir. Bu lafzın hadis-i şerifte çoğunluğunun bu şekilde yapılmasının sebebinin utananlar anlamındaki lafza (ses itibariyle) uydurmak olduğu da söylenmiştir. Arap dilinde ise bu şekilde kullanım (itba) pek çoktur. Bu da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in fasahatından ileri gelir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "........): Ecir almamışlar (aksine) günah kazanmışlar olarak geri dönün" buyruğu da bu kabildendir. Burada günah kazanmışlar olarak anlamındaki laflZ "ecir kazanmışlar olarak" anlamındaki lafza itba edilmiştir. (Ses bakımından uydurulmuştur.) İlim adamlarının söylediklerine göre Arapların: "(......): Ben ona sabah vakitlerinde de, akşam vakitlerinde de giderim" şeklindeki sözleri de bu türdendir.

 

Hadis-i şerifteki ibarenin anlamına gelince, siz İslam' dan geri kalmadınız (Müslüman olmakta) gecikmediniz, inat etmediniz, esir edilmek, çoluk çocuklarınızın köleleştirilmesi gibi bir musibete uğramadınız ve dolayısıyla utanacağınız yahut zelil olacağınız, küçültüleceğiniz, pişman olacağınız benzeri hallerle karşılaşmadınız. Allah en iyi bilendir.

 

"Ey Allah'ın Rasulü, biz sana uzak bir yoldan geliyoruz" ifadesindeki "uzak yol" lafzı yolculukta alınan mesafenin uzaklığını anlatır. Bu uzak yola insana zor ve meşakkatli gelmesinden dolayı (şukka) denildiği söylendiği gibi, bu zaten uzak mesafe demektir de denilmiştir. İnsanın yolculuk yapmak üzere çıkıp gideceği son yere de böyle denildiği söylenmiştir. Buna göre onlar geldikleri mesafenin çok uzak olduğunu söylemek istemişlerdir. Allah en iyi bilendir.

 

"Bize açık seçik bir emir ver" şeklindeki sözlerine gelince, Hattabi ve başkaları: Kendisinden maksadın açık seçik anlaşıldığı ve anlaşılmasında güçlük çekilmeyen söz, demektir, diye açıklamışladır.

Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden geride ka/an/ara da haber verin" lafzı ve Ebu Bekr'in rivayetinde işaret ettiği farklılık anlam itibariyle birdir.

 

"Nasr b. Ali el-Cahdam'i"nin ismi ile ilgili açıklama Mukaddimenin şerhinde geçmiş bulunmaktadır. "İkisi birlikte dedi ki" ifadesi yani zikrettiği şekilde her ikisi birlikte tahdis ettiler. Bu da ya her ikisinin bir arada aynı zamanda bunu tahdis ettikleri yahut ayrı iki vakitte tahdis ettikleri anlamındadır. (1/188) Bunun mutlaka aynı anda olması zorunludur, diye inanan bir kimse açık bir hata içerisindedir.